13 Aralık 2018 Perşembe

Neden EVET..!

İbrahim Harun KULABER

İbrahim Harun KULABER

E-Posta :

 Sistem değişikliğine ne gerek vardı?


‐ Mevcut sistem iyi işlemeyip kriz ve kaos üretiyor. 

‐  Siyasi  istikrarsızlıklar,  sık  sık  hükümet  değişikliklerine  (Ortalama  17  ayda  bir,  Uzun  dönemli  hükümetler  bu  ortalamayı  yükseltiyor  koalisyon  dönemi  ortalamaları  10  ay  civarında  ),  milletvekili pazarlıklarına ve Güneş Motel olayı gibi  hadiselere yol açıyor. 

‐  Çift  başlılığa  neden  olup  devletin  tepesinde  kavgalara  zemin hazırlıyor. Atatürk‐İnönü, İnönü‐ Recep    Peker,  Korutürk‐  Demirel,  Evren‐  Özal,  Özal‐Akbulut,  Özal‐Mesut  Yılmaz,  Özal‐Demirel,  Demirel‐Çiller‐Erbakan,  Sezer‐Ecevit,  Sezer‐ Erdoğan örneklerinde olduğu gibi. 

‐  Güçler  ayrımı  doğru  düzgün  gerçekleşmiyor.  Yasama yürütme  tek elde yani yürütmenin elinde  toplanıyor.  Yasa  tasarılarını  Bakanlar  Kurulu  hazırlıyor  mecliste  görüşülüp  kabul  edilip  kanunlaşıyor. 

‐ Ülke yönetimindeki verimliliği düşürüyor. Hızı ve  değişen  olaylara  intibakı  zayıflatıyor.  Dolayısıyla  dünyanın  hızına  yetişmekte  zorluk  çekiliyor  ve  dolayısıyla  önümüze  çıkmış  birçok  fırsat  kaçmış  oluyor.  15  yıldır  iktidardasınız,  ne  istediniz  de  yapamadınız? 

‐  Mesele  “Biz”  meselesi  değil,  mesele  “Türkiye”  meselesidir.  Değişiklik  “Erdoğan”  için  değil,  “Erdoğan  sonrası  ”  içindir.  Parlamenter  sistemde  Erdoğan sonrası toplumun çoğunluğunun desteğini  alabilecek  güçlü  bir  lider  ve  tek  başına  bir  iktidar  çıkmaması  halinde  ülke  elde  etmiş  olduğu  bütün  kazanımları  kaybeder.  Koalisyonlarla  tekrar  ülke  heba edilmiş olur.   

‐ Parlamenter sistem, bürokratik oligarşiyi besliyor.  Milletin  ve  milletin  seçtiklerinin  talep  ve  beklentileri  yer  yer  bürokratik  oligarşinin  şahsi,  hissi ve gelişigüzel bakış açılarına kurban ediliyor.

‐  Ahmet  Necdet  Sezer’in  Cumhurbaşkanlığı döneminde, Ak Parti iktidarının ilk 5 yılında Sezer,  64  yasayı  veto  etti.  Bakanlardan  büyükelçilere  bir    çok  kişinin    atanmasına  karşı  çıktı.  İşler  vekâletle yürütülmeye başlandı. İşte bütün bunlar  da adeta Türkiye’nin hızını kesti.  

‐  Recep  Tayyip  Erdoğan  liderliğindeki  AK  Parti,  Parlamenter  Sistemin  çatışmalarını  minimize  ederek  Türkiye’yi  koşturmayı  becermiş  olsa  da,  Türkiye’nin  daha  fazla  koşması  ve  Parlamenter  sistemin  çatışmalarından  arınarak  sonraki  dönemlere ulaşması, devletimiz ve milletimizin istikbali için çok ama çok önemlidir.  Cumhurbaşkanlığı sistemi diktatörleşmeye, tek adamlığa, hanedanlığa yol açmaz mı? 

‐ Tam aksine…

- Diktatörleşmeyi imkânsız kılar. Şu anki sistemde Cumhurbaşkanı hem geniş yetkilere sahip  ve  hem  de  sorumsuzdur.  Oysa  Cumhurbaşkanlığı  sisteminde  Cumhurbaşkanı,  yargı  ve  Meclis  denetimine açık, cezai sorumluluğu olacak hale getiriliyor. Her konuya ilişkin Yüce Divan yolu açılıyor,  Süresi en fazla iki kez seçilebilecek şekilde sınırlandırılıyor.  

‐  Seçilebilmek  için  en  az  yüzde  50’den  fazla  oy  almak  zorunda  kalan,  TBMM’nin  her  konuya  ilişkin  soruşturma açıp Yüce Divan’a gönderebileceği hatta ve hatta gerektiğinde TBMM’nin kendisiyle birlikte  Cumhurbaşkanının  da  süresini  bitirip  seçime  götürebileceği  birinin  diktatörleşmesi  asla  mümkün  değildir. Bütün denetimleri meclis tarafından yapılacak olan ve MECLİS tarafından; Cumhurbaşkanının  bir  suç  işlediği  iddiasıyla  TBMM  üye  tam  sayısının  salt  çoğunluğuyla  soruşturma açılması önergesi verilebilir  

‐ Beşte üçünün gizli oyuyla soruşturma açılmasına karar verilebilecek.  


‐ TBMM üye tamsayısının üçte ikisinin oyuyla yüce divana sevk edilebilecek.  Böyle İken ve  5 yılda  bir  yapılacak  seçimlerde millete  de  hesap  verecek  olan  bir  cumhurbaşkanının  diktatörlük veya hanedanlık oluşturma imkânı yoktur.   Cumhurbaşkanlığı sisteminde HSK ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin çoğunluğunun Cumhurbaşkanı  tarafından atanacak olması yargı bağımsızlığını ihlal etmez mi?

Cumhurbaşkanının Anayasa Mahkemesi’ne atadığı üye sayısında bir artış olmamıştır. Bilakis Askeri  Yargıtay  ve  Askeri  Yüksek  İdare  Mahkemesi  kalktığı  için  atayacağı  üye  sayısında  azalma  (2  üye)  olmuştur    ‐  Sanıldığının  aksine  her  gelen  Cumhurbaşkanı,  Anayasa  Mahkemesi  üyelerini  yeniden  seçmiyor,  Cumhurbaşkanı kontenjanından olup, görev süresi dolan, anayasa mahkemesi üyesinin yerine atama  yapabiliyor.  Anayasa  Mahkemesi  üyeleri  12  yıllığına  seçildiğinden,  bir  Cumhurbaşkanı  döneminde  azami bir kaç üyenin değişimi ancak söz konusu olabilecektir.  ‐  Mevcut  sistemde  Cumhurbaşkanı  HSYK’ya  4  üye  seçiyordu.  Yeni  sistemde  de  sadece  4  üye  seçebilecek.  Oysa  TBMM,  mevcut  sistemde  bir  üye  dahi  seçemezken  yeni  sistemde  7  üye  seçmiş  olacak.

Cumhurbaşkanlığı sisteminde TBMM ve milletvekilleri işlevsizleşmez mi Meclisteki Siyasetin kalitesi  artacak mı azalacak mı? 

‐  Tam  aksine  yeni  sistemde  TBMM,  dolayısıyla  Milletvekillerinin  işlevi  son  derece  artacak.  Yeni  sistemde, yürütme yani Hükümet, kanun teklifinde bulunamayacak. (Bütçe Kanunu hariç) Kanun teklif  etme, değiştirme ve onama işi münhasıran milletvekillerine ait olacak. Yani yasama daha güçlenmiş  olacak. Yasama asıl görevi olan, Kanunları yapacak Cumhurbaşkanı ile ilgili soruşturma açma ve gerektiğinde, Cumhurbaşkanını Yüce Divan’a gönderme  imkânı yasamayı Prestijli hale getirecek.  

‐  TBMM’nin  kendisiyle  birlikte  Cumhurbaşkanlığı  seçiminin  yenilenmesine  karar  verebilecek  olması  yasamayı oldukça güçlü hale getirecek.  Cumhurbaşkanına TBMM’yi fesih yetkisi veriliyor mu?  ‐ Cumhurbaşkanının TBMM’yi feshetme yetkisi yoktur. Söz konusu olan Cumhurbaşkanı ve TBMM’nin  karşılıklı olarak seçimleri yenileme imkânının verilmesidir. 

Cumhurbaşkanı mevcut sistemde belli şartlarla TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar verebilirken,  TBMM’nin Cumhurbaşkanlığı seçiminin yenilenmesine karar verme imkânı söz konusu değildi. Artık her  biri  kendisini  de  seçime  götürecek  şekilde  seçiminin  yenilenmesine  karar  verebilecek  olup,  seçime  gitmeye Cumhurbaşkanı  karar  verirse  kendi  görev  süreside  bitecek  ve Meclis  ve  cumhurbaşkanlığı  seçimlerine  birlikte  gidilecek.  Eğer seçim  yenileme  kararını  TBMM  alırsa  yine  Cumhurbaşkanı  ile  birlikte  meclis  seçimleri  de  yenilenecektir.  Sistemde  tıkanıklık  söz  konusu  olduğunda  bu  tıkanıklığı  engelleyecek bir denge kurgusu oluşturulmuştur.   Cumhurbaşkanı  keyfe  keder  kararname  yayınlarsa  padişah  fermanı  gibi  olmaz  mı? CB  kararnamelerinin  hepsi  mecliste  oylanıp  kanunlaştırılacak  mı?  Yoksa  Kararnamelerle  mi  yönetileceğiz?  Cumhurbaşkanlığının kararnamesi çerçevesi çizilmiştir.  Cumhurbaşkanı belirlenen durumlar dışında  kararname çıkartamayacağı için kararnamelerle ülkenin yönetilme imkânı ve ihtimali yoktur. 

Anayasanın ikinci kısmının Birinci ve İkinci Bölümlerinde yer alan, Temel haklar, kişi hakları ve  ödevleriyle  4.  bölümde  yer alan  siyasi  haklar  ve  ödevler  ile  ilgili  cumhurbaşkanı  kararname  çıkaramaz.   


‐ Anayasada kanunla düzenlenmesi gereken konularda Kararname çıkartılamayacak.  ‐ Kanunda açıkça belirtilen konularda kararname çıkartılamayacak.

‐ Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kanunlarda  farklı  farklı  hükümler  olması  halinde kanunlar  uygulanır.  ‐ Meclis,  cumhurbaşkanının  yayınlamış  olduğu  kararname  ile  aynı  alanında  bir  düzenleme  yaparsa Cumhurbaşkanlığı kararnamesi düşmüş oluyor.

 

‐ 3 ay içinde TBMM de görüşülmeyen kararname otomatik olarak yürürlükten kalkıyor.  ‐ TBMM’de kabul edilmeyen kararname yürürlükten kalkacak TBMM  ile  aynı  konularda  kararname  çıkarılması  halinde,  Cumhurbaşkanlığı  kararnamesi  hükümsüz hale gelecektir.  Bu  yetkiler,  “Reis”e  az  bile  ancak  Reis’ten  sonra  ne  olacak?  Bütün  yetkileri  elinde  toplamış  bir  Cumhurbaşkanlığı makamı, ya kötü niyetli birinin eline geçerse ne olur? 

‐  Tam  da  böyle  bir  kaygı  nedeniyle  sistem  değişikliğine  gidilmektedir.  Zira  mevcut  sistemde  Cumhurbaşkanının her türlü yetkisi vardır ama hiçbir sorumluluğu yoktur.   ‐    Oysa  Cumhurbaşkanlığı  sisteminde  yürütmeye  ait  olan  yetkiler  münhasıran  TBMM’nin  yetkisine  verilmiş ve Cumhurbaşkanı sorumlu hale getirilmiştir. Mesela, yeni sistemde kanun koyma, değiştirme,  para basımı ve savaş ilanı gibi birçok şeye karar verme sadece TBMM’nin yetkisinde olacak olup, bu  durum,  gerektiğinde  yasamanın  yürütmeyi  dengeleyebileceği  anlamına  gelmektedir.  Dolayısıyla  yürütmenin  başına,  kötü  niyetli  birisi  gelse  dahi,  yasamanın  yürütmeyi  dengeleyebilme  kabiliyeti  sebebiyle  bir  boşluk  ortaya  çıkmayacaktır.  Kaldı  ki  yeni  sistemde  Cumhurbaşkanı  olmak  için  yüzde  50’den fazla oy almak gerekeceğinden, Yüzde 50+1 yeterli güvence demektir. Millet burada belirleyici  unsur  olacağından  otokontrolü  millet  sağlamış  olacağından  kötü  niyetli  birinin  Cumhurbaşkanı  seçilmesi de pek mümkün olmayacaktır.   Bundan  böyle  Cumhurbaşkanı  olabilmek  için  ya  Recep  Tayyip  Erdoğan  gibi  sessiz  yığınların  sesi,  kimsesizlerin kimsesi, ya Özal gibi makuliyetin temsilcisi ya da Menderes gibi Milletin Adamı olanlar  ancak yüzde 50’yi aşma imkânına sahip olacaklardır. 

Erdoğan’dan sonra ne olacak? Sistem tıkanır mı? 

Yeni sistem ile Erdoğan gibi güçlü liderler sonrasında oluşabilecek herhangi bir tıkanıklık söz konusu  olmaması için önemli. Parlamenter sistem güçlü lider olmayınca tek başına iktidar mümkün olmuyor.  Dolayısıyla koalisyonlarla ülke enerjisini kaybediyor. İç politika ve dış politika ciddi  zararlar görüyor. 

Ekonomik olarak sosyal hayat ve refah düzeyinde inanılmaz kayıplara neden oluyor.   Yeni  sistem  bütün  bunların  önleyecek  olup,  Millet  secimle  1.  Veya  2.  Turda  sağlanacak  %50+1 sağlanacağı çoğunlukla Cumhurbaşkanının seçmiş ve hükümeti kurmuş olacağından, bir hükümet derdi  olmayacaktır.  Seçimden  öncesi  ve  sonrası  arasında  sistemin  işleyişinde  bir  değişiklik  olmayacak.  Seçimler işleyişi pek etkilemeyecektir.   Mevcut  sistemde  bir  seçim  kararı  alındımı  ekonomi,  yatırımlar,  ticaret,  bürokratik  işlemler  seçime  endeksli olarak hele bir seçim olsun hükümet kurulsun, bir önümüzü görelim diyerek istikrar dört gözle  beklenmek zorunda kalmayacak. Çünkü İSTİKRAR sürekli hale gelmiş olacak.  Başkanlık sistemi geldiğinde tek başına yasa üretip yasa değiştirme yetkisine sahip olunacak mı?  Yeni  sistemde  cumhurbaşkanının  yasa  yapma  yetkisi  yoktur.  Cumhurbaşkanı  sadece  Bütçe  kanunu  teklifi  sunabilecektir.  Ve  bu  sunacağı  bütçe  veya  kabul  görmez  ise  geçici  bütçeyi  sunar  o  da  kabul edilmez ise bir önceki yıl bütçesi yeniden değerleme oranına göre güncellenerek bütçe uygulamaya  girer. Hükümet icraatlarına buna göre yapar.   Cumhurbaşkanının  yasama  ile  bundan  başka  bir  ilişkisi  yoktur.  Kanunları  artık  Meclis  üretecek  milletvekilleri yasama görevlerini yerine getireceklerdir.

Seçilme yaşı neden 18’e düşürüldü? 18 yaşında vekil olan birisi 2 yıl sonra emekli olacakmış bu  haksızlık olmaz mı?

‐ Almanya,  Çin, Fransa, Hollanda, İspanya ve İngiltere gibi  pek  çok  ülkede  (51  ülke)  seçilme yaşı  18  olarak  belirlenmiştir.  Seçilme  yaşının  18 25  arasında  belirlendiği  ülke  sayısı  178’dir  (Tüm  ülkelerin  %93’ü). Dünya 18 yaşındaki gencine güvenirken, biz güvenmemezlik yapamayız. 

Seçmek seçilmekten daha önemlidir. Seçme hakkı verip, seçilme hakkı vermemek hem bir çelişkidir  hem de gençliğimize haksızlıktır. Doğru kişileri ve ülkeyi yönetecek kadroyu partiyi seçmek için mührü  verdiğimiz gençlerimize, on binlerce kişinin kendisine oy vererek seçilmelerine neden karşı çıkılır ki.  Seçmek, seçilmekten daha sorumluluk isteyen bir durumdur.  

Emeklilik hep yanlış algılanıyor. Milletvekili, emekli olabilmesi için her Türk vatandaşı gibi tabi olduğu  emeklilik şartları taşıması halinde emekli olunabilmektedir. Bir kişi 2 yıl vekillik yaparak emekli olamaz.  Emekli olması için herkes gibi yaş şartını doldurması ve prim gün sayısını doldurması gerekmektedir.  Yaş ve prim gün sayısını doldurduğu zaman milletvekili emeklilik statüsünden emekli olabilmektedir.  Konu tamamen bundan ibaret olup, istismar edilmektedir.  Milletvekili sayısı neden artırıldı?

‐ Nüfusumuz ve  seçmen  sayımız  her geçen gün arttığı için,  temsil  oranı  her geçen  zaman  diliminde  azalmaktadır.  Birde  Avrupa’da  bulunan  3  milyonu  aşkın  seçmen  dikkate  alındığında  yurt  dışı  milletvekilliğinin de oluşturulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu vekilleri illerin vekil sayılarını düşürerek  sağlanmak istense hiçbir il buna rıza göstermeyecektir. 

‐ Temsilde adalet dikkate alındığında, bazı illerimizde 35‐40 bin seçmenle 1 milletvekili seçilebiliyor iken  bazı  illerde  ise  140‐150  seçmenle  1  milletvekili  seçilebiliyor.  Bu  durum  temsilde  adalet  konuşunda  eşitlikçi bir durum değildir.  Avrupa ülkelerinden; Fransa’da 72 bin, İtalya’da 64 bin, İngiltere’de ise 45  bin kişiye bir milletvekili düşmektedir. Avrupa Birliği ortalaması ise 54 bindir. Oysa Türkiye’de 143 bin  kişiye bir milletvekili düşmektedir.  

Mevcut sistemde kanun tekliflerinin yüzde 98’i Bakanlar Kurulu’ndan Kanun Tasarısı şeklinde Meclis’e  geliyor. Milletvekillerinin imzasıyla Meclis’e gelen kanun  teklifi oranı sadece yüzde 2 kadardır. Oysa  yeni  sistemde  yüzde  100’nü  milletvekilleri  gerçekleştirecek  olduğundan  daha  fazla  sayıda  milletvekilinin olması da bir ihtiyaçtır.  

Sistem  değişikliğinin  vatandaşa  yansıması  nasıl  olacak?  Millete  ne  faydası  var? Yeni  sistem,  iş  dünyasına neler katacak? 

Millet tek oyun kurucu olacak. Yürütmenin şekillenmesi, bir kısım güç odaklarının isteği ile değil direkt  milletin isteğiyle gerçekleşecek. Hükümet, doğrudan millet tarafından seçilip kurulacak.

‐  Kriz,  kaos  ve  belirsizlikler  geride  kalacak.  Durmadan  kurulan‐yıkılan  hükümetlerle  zaman  kaybedilmeyecek, karar alma süreçleri hızlanacak ve dolayısıyla ülkemizin önüne çıkmış fırsatlar heba  edilmemiş olacak. Bütün bunlar, bir anlamda imkân demek, iş demek, aş demek ve özgürlük demek  olacak. 

İş Dünyası belirsiz ortamları flu havaları sevmez yatırımcı gelmez yatırımcı yatırım yapmaz belirsizlik  iş dünyasını korkutur. Dolayısıyla bu sistem ile kesintisiz bir istikrar sağlanacağı için yatırımcının önünü  açacak ve yatırımlar artacaktır. İş dünyası işine odaklanacaktır. Bunun neticesinde yatırım artan ülkede  istihdam  artacak  böylece  sosyal  refah  daha  geniş  kitlelere  yayılacak  toplumun  her  kesimine  etki  edecektir.

TÜRKİYE’DE PARLAMENTER SİSTEMİN ÜRETTİĞİ KRİZLER

Türkiye’de parlamenter sistem çok partili hayata geçtikten sonra siyasi kriz ve olaylar ülke gündeminde hiç eksik olmadı. Sadece arada soluklandık.

Neredeyse tüm Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve tüm hükümet dönemlerinde bu siyasi kriz ve olaylarla karşı karşıya kalınmıştır. Hatta seçilmiş Başbakan Adnan MENDERES idam edilmiştir. Ondan sonra, vesayet odakları hep bu resimle demokrasiye darbe vurulmuş siyasilere gözdağı verilmiş, darağacı gösterilerek siyaseti dizayn etmeye çalışmışlardır.

Darbeler, muhtıralar ile vesayet odakları tarafından, siyasilere ayar verilmiş, gözdağı verilmiş, yasaklanmış, Lakin darbeler sonrasında millet darbecilere ayar verip yine yeniden demokrasi baştan kurulmak zorunda kalınmıştır. Yakın tarihimizde dedelerimizden babalarımızdan dinleyebileceğimiz ve hatta bizlerin hatırladığı onlarca siyasi krizler ve olaylar mevcuttur.

Yaşadığımız siyasi krizler ve olayları bazılarını sadece başlıklar, bazılarını içerikleriyle şöyle bir inceleyelim ve çok partili hayata geçişle birlikte yaşanan durumları bir hatırlayalım;

27 MAYIS DARBESİ VE BAŞBAKAN ADNAN MENDERES’İN İDAMI

27 Mayıs darbesiyle Türkiye siyasi tarihimizde darbeler yoluyla siyasi ve toplumsal ayar verme dizayn etme süreçleri başlamış oluyordu. Adnan MENDERES ve arkadaşlarının idam edilmeleriyle parlamenter sistem kara bir leke alıyor ve millet siyasi tarihe ilk kurbanlarını veriyordu. Parlamentersistem kapanmaz bir yara alıyor ve milli irade ayaklar altına alınıyor postallara çiğnetiliyor, yok sayılıyordu. Vesayete karşı çıkıp milletin yanında olan Başbakan Adnan MENDERES ve arkadaşları idam ediliyorlardı. Bu durum Türk siyasi tarihine kara leke olarak tarih kayıtlarına düşüyordu. Aynı zamanda 27 Mayıs darbesi, siyasi krizlerin ardı arkası kesilmeyecek bir başlangıcı oluyordu.

 

Bundan sonra 27 Mayıs 1960 ile 26 Mart 1971 arasında 2 askeri hükümet 4 koalisyon hükümeti 3 Tek parti hükümeti olmak üzere yaklaşık 11 yılda 9 hükümet kurulmuş ve ortalama 14 ayda bir hükümet değişmiştir.

Türkiye’de Parlamenter Sistemin Ürettiği Krizler...

1961 CEMAL GÜRSEL – ALİ FUAT BAŞGİL CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞI KRİZİ

Milli birlik komitesi, 27 Mayıs darbesi sonrasında yapılan seçimlerden ardından, parti başkanlarından imza alarak Cumhurbaşkanlığına Cemal GÜRSEL’i tek aday göstermelerini istemiş ve Cemal GÜRSEL Tek aday gösterilmiştir. Ancak Adalet partisinden bir kısım milletvekili bu durumdan rahatsızlığını dile getirerek Ali Fuat BAŞGİL’i adaylığa ikna edip BAŞGİL, adaylığını açıkladı. Bu adaylık Milli Birlik Komitesini rahatsız etti ve MBK subaylarından Sıtkı ULAY ve Fahri ÖZDİLEK, BAŞGİL’i görüşmeye davet edip adaylıktan vazgeçmesini, aksi durumda hem meclisin kapatılacağı hem de kendisinin öldürüleceği şeklinde tehdit edilerek adaylıktan çekilmek zorunda bırakılmış, hatta Samsun Senatosu olmasına rağmen yemin etmeyip ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır.

12 MART MUHTIRASI VE 12 MART SONRASI HÜKÜMETLER

12 Mart Muhtırası ile DEMİREL hükümeti istifaya zorlanıp, DEMİREL istifa ettirilip hükümet düşüyordu. CHP milletvekili Nihat ERİM, partiden istifa edip güya bağımsız olarak Nihat ERİM reform hükümeti kuruluyordu. Nihat ERİM ve sonrasında 12 Eylül darbesine kadar birçok hükümet kurulup ve düşecekti.

12 Mart 1971 ‐ 12 Eylül 1980 darbesi arasında 1güven oyu alamayan 1 Geçici hükümet, yine güvenoyu alamayan 1 CHP Ecevit hükümeti, 1 Demirel hükümeti, 8 Koalisyon hükümeti kurulmuştur. 9 yılda 11 Hükümet kuruldu. Hükümetlerin Ortalama ömrü 8 ay olmuştur.

GÜNEŞ MOTEL OLAYI (11’LER)

Türkiye siyasi tarihinin unutulmaz vakıalarından biridir. Adalet Partili 11 milletvekili, ECEVİT’in tarafından Bakanlık karşılığında transfer edilerek CHP’ye katıldı. 31 Aralık 1977’de Milliyetçi cephe hükümeti böylece düşmüş oluyordu. Sonrasında ECEVİT’li CHP, Adalet Partisinden transfer ettiği 11 milletvekili ile tek başına hükümeti kuruyordu. Transfer edilen 11 milletvekilinden 10’una bakanlık verildi. 11’ler olarak bilinen transfer vekillerden sadece Oğuz Atalay bakanlık teklifini kabul etmemişti.

KARA KUVVETLERİ KOMUTANININ ATANAMAMASI VE 12 EYLÜL DARBESİNE GİDEN YOL

1 Haziran 1977’de DEMİREL’le anlaşamayan Org. Namık Kemal ERSUN kara kuvvetleri komutanlığından emekli edildi. Yerine DEMİREL’in kara kuvvetlerine istediği güvendiği Ali Fethi ESENER’i getirmek konusunda dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Semih SANCAR ile anlaşamamışlardı. DEMİREL darbelerden ağzı yanmıştı, bildiği, tanıdığı birini getirmek istediyse de önerdiği isme Fahri KORUTÜRK’te sıcak bakmıyor, onaylamıyordu. Aylarca Kara kuvvetleri komutanı atanamadı. Netice itibarıyla önce seçimler, ardından güvenoyu alamayan ECEVİT hükümeti, sonrasında tekrar DEMİREL 2.Milliyetçi cephe hükümetini kurdu. Ancak yine 6 ay içinde hükümet devrilmişti.

Sonrasında ECEVİT koalisyon hükümeti kurunca emekliliğini bekleyen Ege Ordu Komutanı Kenan EVREN Atanıyor, ardından, EVREN, Görev süresi dolan Genel Kurmay başkanının yerine Genel Kurmay başkanı oluyordu.

Yani darbelerden korunmak için Kara kuvvetleri komutanı arayan sistem, sistemin kilitlenmesi üzerine seçtiği kuvvet komutanı olan Kenan EVREN, 12 Eylül darbesini yapmıştı ve darbeyi yapan Kenan EVREN, siyasi liderleri; DEMİREL, ECEVİT, TÜRKEŞ ve ERBAKAN’ı tutuklatmaktan geri kalmamıştı.

Siyasi tarihimizde Cumhurbaşkanı ile Başbakan gerek farklı, gerekse aynı görüşte olsalar bile, yöntem ve tercihlerdeki farklılıklar parlamenter sistemi kilitlemeye yetmiştir ve kilitlemiştir. 1961 ve 1982 Anayasalarında hem Cumhurbaşkanına hem Başbakan ve Bakanlar Kuruluna yetkiler vermiştir.

Verilen yetkiler mutlaka bir yerde birbiriyle çatışmaktadır. Bazen İktidar mücadelesi, bazen hırs, bazen her makam kendi kararının en iyi karar olduğunu düşünerek, aylarca atamalar yapılamamış ve sistem topal kalmıştır. Bu durumdan istifade eden vesayet güçleri ise sistemin zayıflığından faydalanıp, şartları olgunlaştırıp demokrasiye çelme atmış ve demokrasiyi rafa kaldırmışlardır. Millet iradesini postallarıyla ezmişler, milletten almadıkları yetkileri silah zoruyla sahip olmuşlardır.

FAHRİ KORUTÜRK SONRASI 115 TURDA CUMHURBAŞKANIN SEÇİLEMEMESİ

22 Mart 1980 ’de görev süresi dolan Fahri KORUTÜRK ’ün yerine hiçbir partinin tek başına cumhurbaşkanını seçmeye yeterli sayısı bulunmuyordu. Önce, aday çıkmayınca oylamalara geçilemedi. Sonra Mardin Bağımsız Milletvekili Nurettin YILMAZ aday olmasıyla oylama turları başladı. O da birkaç tur sonra adaylıktan vazgeçti.

Sonra AP’den Selahattin Bilgiç ve CHP’den Muhsin Batur aday gösterildi. Ne bu adaylar ne de turlar boyunca çıkan diğer adaylar gerekli olan yeterli oy sayısına ulaşamadı. TBMM de 115 tur oylama yapıldı.

İşin trajikomik yanlarından biri de oylamalarda sanatçı Ajda PEKKAN ’a dahi oy çıkmış olmasıydı. Bu Otorite boşluğunda, Fatsa ’da Belediye Başkanı, özerk sosyalist yerel yönetim kurma teşebbüsünde bulunma cesareti bile gösteriyordu.

Parlamenter sistemdeki bu aksaklıktan dolayı ülkede 5 ay Cumhurbaşkanı seçilemedi. Bunu da gerekçe gösteren darbeciler, bu durumu fırsat bilerek 12 Eylül darbesini yaptı. Kenan EVREN Devlet Başkanı oldu. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Bülent ULUSU’yu Başbakan olarak atadı. Uzunca bir süre milletten yetki almadan zorbaca devleti yönettiler.

Türkiye’de Parlamenter Sistemin Ürettiği Krizler Yine parlamenter sistem bu krizleri önleyecek bir mekanizma geliştirememişti. Ve darbe ile sonuçlanmıştı. Yine demokrasi sıfırlanmıştı. Parlamenter sistemin en büyük sıkıntılarından biri koalisyon dönemlerinde milletvekili transferleridir. Bu transferler kurulan hükümetlerin zayıflamasına ve düşmesine sebep olmuştur. Etik olmayan bu davranış siyaset kurumuna zarar vermiştir.

13 ARALIK 1983 – 20 KASIM 1991 TEK PARTİ İKTİDARI DÖNEMİ

12 Eylül darbesinden sonra millet tekrar sahneye çıkıyor ve Anavatan partisini tek başına iktidara getiriyor. İstikrar dönemini başlatarak, demokrasiyi tekrar inşa etmeye başlıyordu.

20 KASIM 1991 İLE 3 KASIM 2002 ARASI KOALİSYON VE AZINLIK HÜKÜMETLERİ DÖNEMİ

7 koalisyon ve 2 azınlık hükümeti kuruluyor. ÇİLLER’in kurduğu azınlık hükümeti güvenoyu alamayıp kurulamıyor. ECEVİT azınlık hükümeti dışarıdan destekle güvenoyu alıp kuruluyordu.

REFAHYOL VE 28 ŞUBAT

28 Haziran 1996 da kurulan Refahyol hükümeti, her darbe öncesi gibi, iktidar yıpratılıp itibarsızlaştırılarak, kutuplaşmanın ortaya çıkması ve toplumsal uzlaşmanın bozulması için her yol deneniyordu. İğrenç yol ve yöntemlere şahit olduk. Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz, Fadime Şahin gibi istismarcıların, magazinsel olarak tezgâhlanan olayları gibi pek çok iğrenç olaylar sahnelenmişti. Sincan’da tankların yürütülmesi de bunların bir parçasıydı. Bunun gibi pek çok şeyle Refah Partisi’ne linç girişimi ve Refahyol hükümetine kumpaslar kuruluyordu. 28 Şubat 1997 de Cumhurbaşkanı DEMİREL Başkanlığında toplanan MGK da, hükümete irtica ‘ya karşı, 18 maddelik bir liste sunularak post modern darbe gerçekleştirilmişti. Bu post modern darbeden sonra 30 Haziran da ERBAKAN hükümetten ayrılmak zorunda kalmıştı.

Türkiye o dönem, büyük bir mağduriyete şahit olmuştu. Laiklik gerekçesiyle, laikliğe aykırı olarak insanların eğitim hakkı elinden alınmıştı. Katsayı mağduriyeti, 8 yıllık kesintisiz eğitim gibi Saiklerle imam hatiplere darbe vuruluyordu. Başörtülü öğrencilerimizin eğitimi hakkı elinden alınmış, üniversitelerde ikna odaları kurulmuştu. Ağır baskılar ve zulümler yapılıyordu. Akabinde Refah Partisi’ne kapatma davası açılmıştı. ERBAKAN’ın hükümetten çekilmesinden sonra, DEMİREL ikinci parti konumundaki DYP’li ÇİLLER’e değil Mesut YILMAZ’a hükümet kurma görevi vermişti. YILMAZ, Anasol‐D hükümetini kurmuştu.(DYP den ayrılan Hüsamettin CİNDORUK, Demokrat Türkiye Partisini kurmuştu.) Bu hükümet te başarılı olamamış Türkiye ağır ekonomik krizler yaşamıştı. Bu dönemde, gerek toplumsal, gerekse ekonomik olarak telafisi imkânsız zararlar meydana geliyordu.

Bu dönemin cumhurbaşkanı DEMİREL ile aynı tabana ve dünya görüşüne sahip Tansu ÇİLLER ile olan husumet ve rekabetinden dolayı, parlamenter sistemin zararlarından faydalanarak Erbakan’dan sonra, hükümet kurma sayısal arlığına sahip ikinci parti olan DYP lideri ÇİLLER’e görev vermemiş ve ÇİLLER’le rekabetinde bir nevi galibiyetle çıkmıştı. ÇİLLER’i cezalandırmıştı. Teamüllere göre değil keyfiyete göre hareket etmişti. Antidemokratik müdahalenin olumsuz etkileri tüm topluma yansımıştı.

Türkiye’deki parlamenter sistem, kutuplaşmayı arttıran, anti demokratik güçlerin devreye girmesine zemin oluşturan hızlı karar alma süreçlerini engelleyen bir sistemdir. Demokratik oligarşiye alan açmakta ve seçilmiş hükümetlerin bu bürokratik oligarşiyle mücadelesine sebep olmaktadır.

Türkiye’de Parlamenter Sistemin Ürettiği Krizler...

 ANAYASA KİTAPÇIĞI FIRLATMA İLE SEZER – ECEVİT ARASINDAKİ KRİZ

Bu dönemde Cumhurbaşkanı SEZER ile Başbakan ECEVİT arasındaki tabiri caizse ülkenin canına okumuşlardı. Ülke ekonomik olarak iflas ettirildiği bir kriz yaşanmıştır. Devlet, memur ve emekli maaşlarını ödeyemez hale getirilmiş, maaşları dağıtmak için, bir ilçe büyüklüğündeki Lüksemburg ‘tan bile borç istemek için kapısı çalınacak hale gelmişti. Ekonomi tarumar olmuştu. SEZER’i Cumhurbaşkanlığı koltuğuna, ECEVİT eliyle oturtmuş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasında seviyesiz bir tartışma yaşanmış bütün teamüller yok sayılmış, Cumhurbaşkanı SEZER Anayasa kitapçığını Başbakan Ecevit’e fırlatmış, Toplantı yarıda terk edilmişti. Ülke Cumhuriyet tarihinin en büyük ve en ağır ekonomik krizinin yaşanmasına sahne olmuştu. Devlet Hortumlanmıştı Bankaların kasaları boşaltılmıştı. Gecelik faizler %7.600’lere fırlamış, devalüasyon olmuş bir gecede halk %150 fakirleşmişti. Ekonomi darma duman olmuştu.

Parlamenter sistem, Koalisyonlarla geçmiş bir 10 yılı heba etmiş, bir canavar gibi yok etmişti. 90’lardaki Koalisyonlu Yıllar…

367 KRİZİ – 27 NİSAN E‐MUHTIRASI

Cumhurbaşkanı Sezer ’in görevi 16 Nisan 2007 de bitiyordu. Ak Parti’nin Milletvekili sayısı kendi çıkaracağı bir adayı, Cumhurbaşkanı seçmeye yeterli idi. Ama yine vesayet odakları sahnede idi. 28 Şubat’taki gibi, sözde irtica söylemleri bilinçli olarak körükleniyordu. Gösteriler ve cumhuriyet mitingleri yapılıyordu. Başbakan Erdoğan herkesin beklentisinin aksine kendisi cumhurbaşkanı olabilecek iken, Abdullah GÜL ‘ü aday olarak açıklıyordu.

Anayasa’da cumhurbaşkanı seçimine dair madde, ilk turda yeterli çoğunluk sağlanamadığı takdirde, üye tam sayısının salt çoğunluğu olan 276 yeterli diyordu. Bundan öncede cumhurbaşkanları hep böyle seçilmişti. Ama Yargıtay cumhuriyet başsavcısı olan, icatçı Sabit KANADOĞLU karar yeter sayısından ziyade, toplantı yeter sayısının 367 olması gerektiği, gibi bir garabeti ortaya atmış 367 milletvekili meclis genel kurulunda hazır bulunmazsa seçim maddesine geçilemeyecektir deyip, CHP bu Hükümet Süreleri Güvenoyu Hükümeti Oluşturan Partiler Türkiye’de Parlamenter Sistemin Ürettiği Krizler formüle sarılıyor ve hemen Anayasa mahkemesine götürdü.  Anayasa mahkemesi, KANADOĞLU’nun 367 icadı yönünde karar veriyordu. ANAP lideri Erkan MUMCU ve DYP lideri Mehmet AĞAR seçim maddesinde genel kurula girmeyerek, Toplantı yeter sayısı olan, 367 sayısına ulaşılamadığı için cumhurbaşkanı seçilemiyordu. Cumhurbaşkanı adayı, Abdullah GÜL, nafile turlar meclisin onurunu zedeler diyerek adaylıktan çekiliyordu.

Ordu ise, bu sefer, 27 Nisan e‐muhtırası ile hükümete ayar vermek istedi. Ama hükümet haddini bildirerek “Genel Kurmay başkanlığı hükümetin emrinde, görevleri anayasa ve yasalarla tarif edilmiş bir kurumdur” diyerek Türk siyasi tarihinde ilk kez muhtıraya, karşı durulmuştur. Başbakan ERDOĞAN dik durdu, eğilmedi ve millete gitti. AK Parti daha güçlü olarak %47 oyla geri geldi.

7 HAZİRAN 2015 SEÇİMLERİ VE HÜKÜMET KURULAMAMASI – SEÇİM HÜKÜMETİ

Son Olarak, 7 Haziran 2015 seçimlerinde tek parti iktidarının çıkmadı ve Hükümet Kurmak için görevlendirilen Ahmet DAVUTOĞLU’nun diğer partilerle yapılan koalisyon görüşmelerinden sonuç alınamamıştı. Seçimden sonra 45 gün içinde hükümetin kurulamamış olması akabinde Cumhurbaşkanının TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermesi üzerine, Cumhurbaşkanı ERDOĞAN, Ülkeyi 1 Kasım 2015 seçimlerine götürecek, seçim hükümetini kurmak üzere Ahmet DAVUTOĞLU’nu tekrar görevlendirdi. Seçim hükümeti kurularak 1 Kasım 2015 te tekrar seçime gidildi. 1 Kasım Seçimlerinde, tarihinin en yüksek oy sayısı ve 49,5 oy oranıyla Ak Parti tek başına tekrar iktidar gelerek, istikrarsızlık ve siyasi kriz milletin hakemliğiyle çözülmüş oluyordu.

SONUÇ...

16 Nisan’daki Anayasa değişikliği referandumunun EVET ile sonuçlanması halinde, yukarıda kısmen anlatmış olduğumuz olayların ve krizlerin yaşanmaması, istikrarsız ve basiretsiz yönetimlerle ülkemizin zaman kaybetmemesi için bir milat olacaktır. Artık hükümetleri kuracak olanda düşürecek olanda sadece millet olacaktır. Ülke, Parlamenter sistemin kriz üreten ve ülkeyi frenleyen prangalarından kurtulmuş olacaktır. 14 yıllık Ak Parti iktidarı bizleri yanıltmasın, tek başına iktidarın verdiği avantajla parlamenter sistemdeki krizler en aza inmiş olması bir daha yukarıda anlatmış olduğumuz olaylar yaşanmayacak anlamına gelmez. Nihayetinde 7 Haziran seçimleri sonrası tek başına iktidar çıkmamış ve hükümet kurulamayıp 1 Kasımda tekrar seçime gidilmişti.


02 Nisan 2017 Pazar 17:02
Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

Listelenecek kayıt bulunamadı

ÜLKE GÜNDEMİ

THY REKOR KIRDI

Türk Hava Yolları'nın nisan ayında misafir ettiği yolcu sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre 6,4 milyona

BAŞARILI İLÇE BAŞKANI İL YÖNETİMİNDE

Son dönemde Bakırköy Ak Parti ilçe Başkanı olarak görev alan Aysun ÇELİKER, Sinan Erdem Spor salonunda

ÜNİVERSİTELİLERE AF DÜZENLEMESİ

Çeşitli sebeplerle üniversitelerden ilişiği kesilen, her düzeyde eğitim alan öğrencilere af imkanı getiren

BAKANLIKTAN 'SLIME' UYARISI...

Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, çocukları cezbedici nitelikteki "slime" adlı ürünün tüketiciler tarafından

MÜFREDATTA YENİ DÖNEM...

Milli Eğitim Bakanı Yılmaz, "2017-2018 öğretim yılından itibaren ortaöğretim kurumlarımızın 9.

ROKETSAN ÜRÜNLERİ VİTRİNE ÇIKIYOR...

Türkiye'nin roket ve füze sistemleri üreticisi ROKETSAN, yeni iş ve ihracat olanakları için Uluslararası Savunma

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL